Bloguma biraz ara vermek zorunda kaldım. Gerek iş, gerek Cihangirle beraber "ebeveynli oyun grubuna" başlamamızla birlikte günlerimiz dolu geçiyor. Kendime ayırdığım vaktin azalmasından ötürü bu durum bloga da yansıdı. Zaman hızla akarken ramazan ayına da girmiş bulunduk. Bu vesile ile ramazan ayının tüm müslüman alemine hayırlara vesile olmasını dilerim.
Okuduğum ve okuduklarımı uygulayıp, başarılı sonuçlar aldığım bir kitaptan bahsedeceğim. Bu kitabı okuma nedenim günlük ev işlerinin gereğinden fazla zaman alması ve bunlara yetişememe durumum :)
Zaman hepimiz için çok değerli. Günlük yaptığımız ev işleri sanki hunharca bir zaman katliamı yapıyor. Evdeki tüm eşyaları toplarken, bir taraftanda dağılıyor ve kısır döngüye dönüşüyor. Evimizin hep düzenli olmasını isteyip, fakat bir türlü o düzeni sağlayamayınca insanın şevkide kaçıyor ve bir bakıyorsunuz dağınıklık alıp başını gidiyor. Herşeye tekrar yeni baştan başlıyorsunuz. Bu arada çocuklu bir evde dağınıklık olacak tabii ki...Fakat bahsettiğim dağınıklık bu değil. Tamamen kişisel sebeplerden bahsediyorum. Kıyafetler, kitaplar, makyaj eşyaları, takılar, makbuzlar, kağıtlar, muhtelif bir çok eşyanın düzenlenme şeklinden kaynaklanan dağınıklıklar...Ev toplamayı meslek haline getirmiş bir insanın tecrübelerinden yararlanıp, bu kısır döngüden kurtulmak için bu kitabı okudum. Tüm dağınıklıkları kitabın yazarı Marie Kondo japon toplama ve düzenleme sanatı ile son vereceğini iddaa ediyor. Kendi isminin kısaltması olan " Konmari metodu" ile eşyaları sınıflama, düzenleme ve yerine yerleştirme konusunda dikkat edilecek hususlardan oluşan kurallar dizisinden ibaret olmadığını, düzen yaratmak ve düzenli bir insan olmak için doğru zihniyeti nasıl yaratacağınız konusunda bir rehber olacağını söylüyor.
Bende bu metodu uygulamaya kitapta belirtilen sıralamayla başladım. İlk sıra kıyafetlerdi ve konmari yöntemini uyguladım. Bu arada kıyafet düzenimle ilgili bir parantez açmak isterim. Kıyafetlerime karşı çok özenliyimdir. Dolabım bir butiği aratmayacak kadar her daim düzenlidir. Fakat kısa sürede dağılır ve tekrar düzenlerim. Japon toplama ve düzenleme sanatı ile tekrar tekrar dağılan yerleri düzenlemek yerine bir kere yapıp bu düzeni sabit tutmanın kolay olduğunu gördüm.
Hem kendi kıyafetlerim, hem eşimin kıyafetlerinde "konmari yöntemini" uyguladım. Konmari yönteminde, dolabınızdaki gördüğünüz ve hatta bunlar düzenli dediğiniz herşey dahil olmak üzere tüm kıyafetleri bir yere boşaltın. Kulağa hoş gelmediğini biliyorum. "Zaten düzenli olan yeri niye boşaltıyım" dediğinizi duyar gibiyim :) Sadece dağınık yeri halledeyim diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü o kadar düzenli gözüken dolabımın kendi içinde bir karmaşa halinde olduğunu farkettim. Kitapta anlatıldığı gibi herşeyi bir yere yığdım ve söyleneni yaptım. Çünkü sürekli toplama işinden çok sıkıldım ve herşeye rağmen sürekli dağılıyordu.
Aynı işlemi eşimin tüm kıyafetlerinde de uyguladım. Özellikle eşimin kıyafetleri çok sık dağılıyordu. Kitaptaki gibi herşeyi kendi içinde kategorilere ayırdım. Eskiden tişörtler, pantalonlar, maç formaları, eşofmanlar diye ayırıp düzenlediğim herşeyin yetersizliğini fark ettim. Örneğin tişörtleri kendi içinde yarım kollular, sıfır kollular ve renk sıkalasına kadar ayırdım. Kulağa delice geliyor farkındayım :) Ama sıklıkla yaptığım bir işten bir ömür kurtulmak istiyordum ve bu delice işi yaptım :) Çok şükür tüm harcadığım emeğe ve zamana değdi. Bu yöntemi uygulayalı 1 ayı geçti ve herşey ilk yaptığım düzende devam ediyor. Eskiden olsa haftasonunu göremeden tekrar başa sarıyordu. Ben uyguladım ve işe yaradığına görünce bu kitaba, burada yer vermek istedim.
Ben sadece kıyafetler ile örneklendirdim. Fakat kitap tüm evin düzenini kapsıyor. Evin tamamını düzenlerken takip edilecek bir sıra ile birlikte, nasıl yapılacağını anlatıyor. Ev dağınık olduğunda ve bir misafir gelirse diye düşündüğümüz zamanlarda " Sıkıntı yok! Ne yapayım çocuklu kadınım ben. Geleceği varsa göreceğide var :P " deriz... Fakat bir yakınımızdan gelen telefonla " birazdan sendeyiz canım " sözüyle birlikte az önce tüm o aklımızdan geçen sözcükler buhar olup uçar ve başlar bir ev toplama telaşı :)) Çünkü Türk kadını böyle konuşsada, böyle yapamaz. Çünkü misafire gösterdiğimiz özen ilk önce onu evde rahat ettirmekten başlar. Bu rahatlığıda düzenli ve temiz bir evde ağırlamak olmazsa olmazlarımızdandır :) Bu düzeni uygulayınca, bu streste ortadan kalkıyor.
Sadece misafir açısından değil düzenli ve temiz bir evin, insanın ruh haline de iyi geldiğini düşünüyorum. Çünkü evimiz hızlı ve yorucu bir günün tüm yorgunluğunu attığımız yer olmakla birlikte, çocuğumuzla eşimizle sadece bize ait ve özel olan yerdir. Temiz ve düzenli olması da tüm aile fertlerine iyi geldiği de yadsınamaz bir gerçek. Kitap bu konuyu detaylıca irdeliyor. Bazen kitapta bana uzak gelen veya beni güldüren yazılarda oldu. Yazar kendisini bildi bileli ev toplamayı hobi haline getirmiş, her eşya ve ev ile duygusal bağ yaşadığını da anlattığı bazı kısımlara da yer vermiş. Sonuç olarak önemli olan, kitabın içindekileri uyguladığımda başarılı sonuç verip, vermediğiydi. Ben uyguladım ve başarılı oldu. Belkide birçok kişinin bildiği şeylerdir bunlar...Fakat bir türlü yapamayız. Erteleriz, üşeniriz, bazen öncelikler yüzünden sıra gelmez...Bu açıdan bile işe yarıyor ve insanı motive edip, harekete geçiriyor.
Kitabın arka kapak yazısı...
Hangimiz dağınık değiliz ki?
Evimiz, işyerimiz, hayatımız...
Peki derli toplu olmak bu kadar mı zor?
Saatlerinizi ayırarak topladığınız her yer kısa sürede yine mi dağılıyor?
Belki de şimdiye kadar yanlış yöntemleri uyguladınız.
Japon temizlik ve organizasyon uzmanı Marie Kondo, "derleyip, toplama" konusunda size yardımcı olmaya hazır. Üstelik kalıcı sonuçlar elde edeceğinizin garantisini veriyor. Marie Kondo, bu kitapta anlattığı yöntemler ve paylaştığı sırlarla sayısını kendisinin bile hatırlamadığı müşterilerinin hayatını değiştirdi. Şimdi sıra okuyucularında!
Bir balıkçi yaka siyah kazağı diğerlerinden nasıl ayırt edeceğinizi bilmek, çorapları doğru şekilde katlamak, saklama kutularını en etkili şekilde kullanmak...hayatınızda mucizeler yaratabilir. Hele fazlalıklardan kurtulmak...Kendinizi eskisinden çok daha huzurlu, mutlu ve enerjik hissetmenizi sağlayabilir.
Denemeye başlayın...Hemen şimdi!
Aşağıdaki yazı kitaptan alıntıdır...
"...Toparlamak hayatın amacı değildir. Eğer toparlamanın hergün yapılması gereken birşey olduğunu, yaşamınız boyunca bunu tekrarlamanız gerektiğini düşünüyorsanız, uyunmanın zamanı gelmiştir. Tek seferde kökten bir temizliğin garantisini verebilirim. Hayatınızın geri kalanında tekrarlamanız gereken tek şey, neyi tutup tutmayacağınızı seçmek ve birlikteliğinizi sürdürdüğünüz öğelere iyi davranmaktır. Evinizi şu anda bir kereye mahsus olacak şekilde sonsuza dek düzene sokabilirsiniz. Sadece benim gibi bu işi tutku haline getiren kişilerden ev toplama konusunu bu denli düşünmesi beklenir. Etrafı toplamak bu kişilerin adeta dünyası olmuştur. Size tavsiyem şu; zamanınızı ve tutkunuzu size en fazla keyif veren şeyleri yapmak için harcayın. Kendinizi hayatınız olarak nitelendireceğiniz şeyle meşgul edin. Bu noktada evinize çekidüzen vermenin kalbinize dokunacak, hayatınızın tamamını kaplayacak şeyi bulmanıza yardımcı olacağına inanıyorum. Hayatınız ancak evinizi düzene koyduktan sonra tam anlamıyla başlar...."
Aşağıdaki yazı kitaptan alıntıdır...
"....Evimizi düzene koyduğumuzda, içindeki hava taze ve temiz olur. Yaşam alanımızdaki eşyaların miktarını azaltmak toz miktarınıda azaltır ve aslında saha sık temizlik yaparız. Yer daha çok görülebildiği zaman kirler daha kolay göze çarpar ve bizde de temizleme isteği uyanır. Dağınıklık bertaraf edildiği için etrafı temizlemek artık çok daha kolaydır ve bu yüzden daha derinlemesine temizleriz. Odadaki temiz hava cilt için mutlaka daha iyidir. Temizlemek, kilo vermeye ve sağlıklı kalmaya doğal olarak yardım eden enerjik hareketleri de kapsar. Ve alanımız tamamen temizlendiğinde toplama konusunda endişelenmemize gerek kalmaz, böylece hayatımızda önemli olan bir sonraki meseleye özgürce odaklanabiliriz..."
Son olarakta "konmari metodunu" uyguladığım çekmecemin öncesi ve sonrası...
Moda, sağlık & güzellik, yemek tariflerim, yaptıklarım, giydiklerim, seyahatler, çocuklarım ile ilgili anektodlar, ordan burdan hayatın içinden alıntılar...
15 Haziran 2016 Çarşamba
13 Mayıs 2016 Cuma
ENFES KESTANELİ PİLAV
Yemeğin insan üzerinde derin izleri vardır...Bazen burnunuza gelen bir yemek kokusu "annemizi aklımıza düşürür" burnumuzun direği sızlar, gözlerimiz dolar...Bir yemek tadarsınız alır sizi çocukluğunuza götürür. Yaşadığınız o eski eve, o eski evde o sofranın etrafında toplanan tüm yüzleri hatırlar, anarsınız. Bir yemek görürsünüz dersiniz ki "O bunu çok sever"..."O" dediğiniz kişi bazen kardeşiniz, bazen babanız, bazen kaybettiğiniz sevdiğiniz bir insan olur...
Bir tarif paylaşırsınız hiç gitmediğiniz, hiç tanımadığınız bir insanın evinde o sofrada manevi olarak yer alırsınız. Bu yüzden yemek sadece karın doyurmaz... Bir insanı hatırlar, kalplere dokunur ve zamansız yolculuklar yaparsınız...ve bir yemek yaparsınız "Aslında bu yemeği o çok iyi yapar. Şimdi onun elinden yemek vardı" dersiniz...Ne zaman kestaneli pilav düşse aklıma Nilüfer yengemi hatırlar ve şimdi onun elinden yemek vardı derim :)
Kestaneli pilavın ailedeki tarihçesine inince Giritli bir ailenin meşhur yemeklerinden biri. Çocukluğumun ve gençliğimin idolü dediği Yıldız teyzesinden bu leziz pilavı öğrenen Nilüfer yengem, yeni evlendiği zaman 1994 yılında bu pilavı yapmaya başlamış. Bende bu aileye gelin gelmemle birlikte bu leziz pilavda, benim dikkatimi çeken güzel yemeklerden biri oldu. Yıldız teyzeye Allahtan rahmet diliyorum. Nurlar içinde yatsın inşallah. Yıldız teyzenin Nilüfer yengeye bu leziz pilavı öğretmesi sayesinde, bende bu pilavı tatma şansına sahip oldum. Bu pilavı yapmak isteyen herkesle, bu tarifin tüm detaylarını paylaşmak istedim. Çünkü böyle güzel yemekler sonraki nesillere aktarılmalı...
Nilüfer yengemden videolu anlatım ile kestaneli pilav tarifini sunarım. Videoyu pilav yapımı için, pişme ve demlenme olacak şekilde 2 bölüm yaptık. Tarifin sonunda 2 bölümü de izleyebilirsiniz...
KESTANELİ PİLAV
Malzemeler
Yapılışı
Pirinçleri yıkayın ve derin bir kaseye koyun. Pirinclerin üstünü örtüp, iki parmak geçecek kadar kaynar suya koyun ve bir avuç içi kadar tuz atın. Bu suda en az yarım saat pirinçleri bekletin.
Pirinçler suda beklerken kestaneleri hazırlamaya başlayın. Suda bekletilen kestanelere çentik atıp, ocağın üzerinde arkalı önlü pişirin. Pişen kestaneleri soyup, iri iri doğrayın.
Yayvan pilav tenceresine 1 yemek kaşığı margarin atıp, eritin. (Tereyağı bu aşamada kullanmamamızın sebebi çabuk yanmasıdır. Kavuracağımız malzemeler tam kavrulmadan tereyağ yanar. Bu yüzden transyağ içermeyen margarin kullanıyoruz.) Arpa şehriyesini kavururken, rengi kahverengiye dönmeye başladığı anda fıstığı ilave ederek kavurmaya devam edin. Fıstığın rengi pembeleştiğinde, önceden pişirip iri doğradığımız kestaneleri ilave edin ve kavurmaya devam edin. Kuş üzümünü de ekleyerek hafif kavurun, kuş üzümleri şişince 2 buçuk bardak su ile 2 bardak tavuk suyunu kavrulan tüm malzemenin üzerine ilave edebilirsiniz. Ardından 4-5 adet kesme şeker ve bir avuç içi kadar tuzu ilave edip karıştırın ve suyun kaynamasını bekleyin. Su kaynayınca, suda beklemekte olan pirinçleri süzüp, yıkayın ve bu kaynar suya ilave edin ve tencereyi karıştırıp, kapağını kapatın. Ocağı en kısağa alıp, pilav suyunu çekene kadar pişirin.
Ayrı bir tavada tereyağını eritin ve rengi açık kahverengiye dönüşene kadar pişirin. Pişen pilavın içine bu tereyağını dökün ve homejen bir şekilde dağılmasını sağlamak için karıştırın. Yarım tatlı kaşığı tarçını da ilave edip, karıştırmaya devam edin. Ocağın altını kapatıp, pilavın demlenmesini bekledikten sonra servise hazırdır.
Sofranızdan bereket, muhabbet ve sevdikleriniz eksik olmasın. Afiyet olsun...
KESTANELİ PİLAV YAPIMI ( 1. BÖLÜM VİDEO )
Bir tarif paylaşırsınız hiç gitmediğiniz, hiç tanımadığınız bir insanın evinde o sofrada manevi olarak yer alırsınız. Bu yüzden yemek sadece karın doyurmaz... Bir insanı hatırlar, kalplere dokunur ve zamansız yolculuklar yaparsınız...ve bir yemek yaparsınız "Aslında bu yemeği o çok iyi yapar. Şimdi onun elinden yemek vardı" dersiniz...Ne zaman kestaneli pilav düşse aklıma Nilüfer yengemi hatırlar ve şimdi onun elinden yemek vardı derim :)
Kestaneli pilavın ailedeki tarihçesine inince Giritli bir ailenin meşhur yemeklerinden biri. Çocukluğumun ve gençliğimin idolü dediği Yıldız teyzesinden bu leziz pilavı öğrenen Nilüfer yengem, yeni evlendiği zaman 1994 yılında bu pilavı yapmaya başlamış. Bende bu aileye gelin gelmemle birlikte bu leziz pilavda, benim dikkatimi çeken güzel yemeklerden biri oldu. Yıldız teyzeye Allahtan rahmet diliyorum. Nurlar içinde yatsın inşallah. Yıldız teyzenin Nilüfer yengeye bu leziz pilavı öğretmesi sayesinde, bende bu pilavı tatma şansına sahip oldum. Bu pilavı yapmak isteyen herkesle, bu tarifin tüm detaylarını paylaşmak istedim. Çünkü böyle güzel yemekler sonraki nesillere aktarılmalı...
Nilüfer yengemden videolu anlatım ile kestaneli pilav tarifini sunarım. Videoyu pilav yapımı için, pişme ve demlenme olacak şekilde 2 bölüm yaptık. Tarifin sonunda 2 bölümü de izleyebilirsiniz...
KESTANELİ PİLAV
Malzemeler
- 4 su bardağı baldo pirinç
- 125gr tereyağ
- 1 yemek kaşığı margarin
- 2 paket kuş üzümü
- 1 avuç arpa şehriyesi
- 1 paket fıstık
- yarım tatlı kaşığı tarçın (isteğe bağlı olarak bu oran artıp, azalabilir)
- 1 avuç kestane
- 2 buçuk bardak su
- 2 bardak tavuk suyu
- 4-5 adet kesme şeker
- tuz
Yapılışı
Pirinçleri yıkayın ve derin bir kaseye koyun. Pirinclerin üstünü örtüp, iki parmak geçecek kadar kaynar suya koyun ve bir avuç içi kadar tuz atın. Bu suda en az yarım saat pirinçleri bekletin.
Pirinçler suda beklerken kestaneleri hazırlamaya başlayın. Suda bekletilen kestanelere çentik atıp, ocağın üzerinde arkalı önlü pişirin. Pişen kestaneleri soyup, iri iri doğrayın.
Yayvan pilav tenceresine 1 yemek kaşığı margarin atıp, eritin. (Tereyağı bu aşamada kullanmamamızın sebebi çabuk yanmasıdır. Kavuracağımız malzemeler tam kavrulmadan tereyağ yanar. Bu yüzden transyağ içermeyen margarin kullanıyoruz.) Arpa şehriyesini kavururken, rengi kahverengiye dönmeye başladığı anda fıstığı ilave ederek kavurmaya devam edin. Fıstığın rengi pembeleştiğinde, önceden pişirip iri doğradığımız kestaneleri ilave edin ve kavurmaya devam edin. Kuş üzümünü de ekleyerek hafif kavurun, kuş üzümleri şişince 2 buçuk bardak su ile 2 bardak tavuk suyunu kavrulan tüm malzemenin üzerine ilave edebilirsiniz. Ardından 4-5 adet kesme şeker ve bir avuç içi kadar tuzu ilave edip karıştırın ve suyun kaynamasını bekleyin. Su kaynayınca, suda beklemekte olan pirinçleri süzüp, yıkayın ve bu kaynar suya ilave edin ve tencereyi karıştırıp, kapağını kapatın. Ocağı en kısağa alıp, pilav suyunu çekene kadar pişirin.
Ayrı bir tavada tereyağını eritin ve rengi açık kahverengiye dönüşene kadar pişirin. Pişen pilavın içine bu tereyağını dökün ve homejen bir şekilde dağılmasını sağlamak için karıştırın. Yarım tatlı kaşığı tarçını da ilave edip, karıştırmaya devam edin. Ocağın altını kapatıp, pilavın demlenmesini bekledikten sonra servise hazırdır.
Sofranızdan bereket, muhabbet ve sevdikleriniz eksik olmasın. Afiyet olsun...
KESTANELİ PİLAV YAPIMI ( 1. BÖLÜM VİDEO )
KESTANELİ PİLAV YAPIMI ( 2. BÖLÜM VİDEO )
1 Mayıs 2016 Pazar
MUSLUKLU ŞİŞELER VE DUVAR ŞARAPLIĞI
Mutfak evimin en özel yeridir. Çünkü vaktimin çoğunu mutfakta geçirmeyi seviyorum. Hiç bir işim olmasın, salonda değil mutfakta oturup kahvemi içerim. Dergi karıştıracaksam yine kendimi mutfak masasında otururken bulurum :) O yüzden kafamı kaldırıp baktığımda, mutfağımda şirin köşeler, süslü duvarlar olmalı.
Mutfak eşyalarına karşı her zaman bir ilgim oldu. Bu yüzdendir ki bir züccaciye dükkanına girsem, hiç sıkılmadan saatlerce vakit geçirebilirim :) Nerde bana göre, hoş ve orjinal züccaciye eşyaları görsem alıyorum. Bu musluklu şişeleri görünce pek hoşuma gitmişlerdi. Musluklar şişelere hoş bir görünüm vermekle birlikte, muslukların süsten öte kullanılıyor olmasını sevdim. Bu şişeleri ister içecek, ister yağ, sirke şişesi olarak kullanın. Tamamen sizin zevkinize kalıyor. Ben içicek sunumlarında soframda güzel bir görsellik katacağını düşünerek aldım.
Fakat şişeleri ara ara sunumlarda kullanmak yerine her daim görüp devamlı kullanabileceğim bir yer arayışına girdim. Mutfak tezgahımın üzerinde şişeleri kullanmamamın sebebi hem alanı daraltmamak, hemde tezgah üzerinde devamlı kullandığım eşyaların yerini değiştirmemekti. Bu yüzden bu şişeleri "duvara asılabilen şaraplık" ile koymayı düşündüm. Çok sevdiğim markalardan biri olan "Crate and Barrel" da bu şaraplığı buldum ve satın aldım :)
Kadehlik kısmı için şişelere daha uygun olacağını düşündüğüm "küçük kadehlerden" yerleştirdim. Bu kadehler ister likör bardağı, isterseniz kahve yanı bardağı olarak kullanabiliyorsunuz.
Şaraplık : Crate and Barrel
Musluklu şişe : San Miguel
Küçük kadehler : Paşabahçe Diamond Serisi
Mutfak eşyalarına karşı her zaman bir ilgim oldu. Bu yüzdendir ki bir züccaciye dükkanına girsem, hiç sıkılmadan saatlerce vakit geçirebilirim :) Nerde bana göre, hoş ve orjinal züccaciye eşyaları görsem alıyorum. Bu musluklu şişeleri görünce pek hoşuma gitmişlerdi. Musluklar şişelere hoş bir görünüm vermekle birlikte, muslukların süsten öte kullanılıyor olmasını sevdim. Bu şişeleri ister içecek, ister yağ, sirke şişesi olarak kullanın. Tamamen sizin zevkinize kalıyor. Ben içicek sunumlarında soframda güzel bir görsellik katacağını düşünerek aldım.
Fakat şişeleri ara ara sunumlarda kullanmak yerine her daim görüp devamlı kullanabileceğim bir yer arayışına girdim. Mutfak tezgahımın üzerinde şişeleri kullanmamamın sebebi hem alanı daraltmamak, hemde tezgah üzerinde devamlı kullandığım eşyaların yerini değiştirmemekti. Bu yüzden bu şişeleri "duvara asılabilen şaraplık" ile koymayı düşündüm. Çok sevdiğim markalardan biri olan "Crate and Barrel" da bu şaraplığı buldum ve satın aldım :)
Kadehlik kısmı için şişelere daha uygun olacağını düşündüğüm "küçük kadehlerden" yerleştirdim. Bu kadehler ister likör bardağı, isterseniz kahve yanı bardağı olarak kullanabiliyorsunuz.
Şaraplık : Crate and Barrel
Musluklu şişe : San Miguel
Küçük kadehler : Paşabahçe Diamond Serisi
14 Nisan 2016 Perşembe
MODA DA MASKULEN TARZ, DAHA FEMİNEN BİR DURUŞ BENİM İÇİN...
Paylaşacağım kombinlerin biri eski 7 eylül 2014 tarihinden, birisi ise yeni 5 Nisan 2016 oğlumun okulunda düzenlenen bir partiden... Genelde tek bir kombin yapıp paylaşırım fakat bu her iki kombinde tek bir payda da buluştuğu için her ikisinide paylaşmak istedim. Her ikiside maskulen bir tarza sahip...
Bu arada Cihangir bir okulun "ebeveynli oyun grubuna" başladı. Bu okulun ebeveynli ve ebeveynsiz ana okulu grubu dahil olmak üzere tüm üyelerin katıldığı, ayda 2 veya 3 etkinlik yapılıyor...Bizde okuldaki ilk partimiz "tak takıştır fashion partisine" gittik. İlerleyen zamanda "ebeveynli oyun grubu" ile ilgili tecrübelerimi ayrıca paylaşacağım :)
Konuya geri dönersek bir erkek çocuk annesi olarak, oğluma bu parti için en uygun takılacak şeylerin papyon, pantalon askısı ve şapka olacağını düşündüm. Miniğime de çokta yakıştı :) O resmide ayrıca paylaşıyorum. Bu etkinliği düzenleyen okul, çocuklarımızın konsepte uygun giydirilmesini isterken, aynı zamanda annelerinde bu duruma uygun giyinmelerinden çok memnun olacaklarını bildirdiler :) Bende oğluma uygun olmak için, onda kullandığım aksesuarları kendimde de kullanmaya çalıştım. Şapka, pantalon askısı ve kravat takarak oğluma eşlik ettim :) Zaten böyle bir giyim tarzı bana uzak değil. Daha önce bu kombinin çok benzerini sıradan bir günde de giymiştim.
Kendimle ilgili detaylara inersem siyah beyaz bir kombin yaptım. Bu kombini yaparken beyaz renkte üzerinde siyah kuru kafa baskısı olan bir gömlek tercih ettim. Siyah ince pantalon askısı kullandım. Kravatım ise dantelden...Kalın opak çorap ile birlikte siyah kumaş şort tercih ettim. Rahat hareket etmek için dolgu topuk botlarla kombini tamamladım.
Diğer kombinde bir arkadaşımızın nikah töreni için...Nikah töreninden sonra yeni evli çiftin bu mutlu gününü kutlamak üzere bir gece kulubüne gidilecekti. O yüzden tek bir kıyafet ile hem nikah töreninde sade olmaya, akşamda katılacağımız eğlenceye şık olmaya özen göstermeye çalıştım.
Kollarında pencere detayları olan, gizli düğme sade ve şık beyaz bir gömlek tercih ettim. Siyah papyon taktım. Yılan derisi baskılı, yanları deri şerit detayları olan kumaş bir pantalon ile birlikte siyah ceket kullandım. O dönem daha bloğum olmadığı için, o günün anısı olarak çekilmiş fotoğraflarım var :) o yüzden ceketle fotoğraf çekilmemişim :) Tekrar aynı kombini giyip çekilmeme sebebimde açıkçası saçlarım...Aynı güzellikte tekrar belki yapılamaz diye, riske girmek istemedim... O yüzden bu fotoğrafları paylaşıyorum :) Hem nostalji de oluyor :))
Saçımın yanını sımsıkı bir balık sırtı ördürterek, sanki kazılmış gibi bir hava verdirdim. Tabi bu saçı feyz aldığım kişi Rihanna :) Maskulen bir kıyafeti feminen kılabilecek en iyi şeylerden biri makyaj, diğeri ise ayakkabı seçimi...Makyajımda bordo ruj kullanarak maskulen havayı çarpıcı kılmaya çalıştım. Diğeri ise ayakkabı seçimi oldu. Aslında bu kombinin altına gangster ayakkabının tam oturacağını bilsemde, içimden bir ses bu zaten "böyle bir kombin için beklenen birşey olur" diyordu. Tam tersi platform açık ayakkabıyla birlikte bakımlı ve ojeli bir ayağın bu kadar sert bir duruşu, bordo ruj ile birlikte tam onikiden vuracağını düşündüm. Bu beklenen değil, ters köşe bir kombin olurdu. Maskulen bir duruşta, feminen detaylar çarpıcı ve dikkat çekici kılıyor kombini...Nitekimde öyle oldu :)
Bu arada Cihangir bir okulun "ebeveynli oyun grubuna" başladı. Bu okulun ebeveynli ve ebeveynsiz ana okulu grubu dahil olmak üzere tüm üyelerin katıldığı, ayda 2 veya 3 etkinlik yapılıyor...Bizde okuldaki ilk partimiz "tak takıştır fashion partisine" gittik. İlerleyen zamanda "ebeveynli oyun grubu" ile ilgili tecrübelerimi ayrıca paylaşacağım :)
Konuya geri dönersek bir erkek çocuk annesi olarak, oğluma bu parti için en uygun takılacak şeylerin papyon, pantalon askısı ve şapka olacağını düşündüm. Miniğime de çokta yakıştı :) O resmide ayrıca paylaşıyorum. Bu etkinliği düzenleyen okul, çocuklarımızın konsepte uygun giydirilmesini isterken, aynı zamanda annelerinde bu duruma uygun giyinmelerinden çok memnun olacaklarını bildirdiler :) Bende oğluma uygun olmak için, onda kullandığım aksesuarları kendimde de kullanmaya çalıştım. Şapka, pantalon askısı ve kravat takarak oğluma eşlik ettim :) Zaten böyle bir giyim tarzı bana uzak değil. Daha önce bu kombinin çok benzerini sıradan bir günde de giymiştim.
Kendimle ilgili detaylara inersem siyah beyaz bir kombin yaptım. Bu kombini yaparken beyaz renkte üzerinde siyah kuru kafa baskısı olan bir gömlek tercih ettim. Siyah ince pantalon askısı kullandım. Kravatım ise dantelden...Kalın opak çorap ile birlikte siyah kumaş şort tercih ettim. Rahat hareket etmek için dolgu topuk botlarla kombini tamamladım.
Diğer kombinde bir arkadaşımızın nikah töreni için...Nikah töreninden sonra yeni evli çiftin bu mutlu gününü kutlamak üzere bir gece kulubüne gidilecekti. O yüzden tek bir kıyafet ile hem nikah töreninde sade olmaya, akşamda katılacağımız eğlenceye şık olmaya özen göstermeye çalıştım.
Kollarında pencere detayları olan, gizli düğme sade ve şık beyaz bir gömlek tercih ettim. Siyah papyon taktım. Yılan derisi baskılı, yanları deri şerit detayları olan kumaş bir pantalon ile birlikte siyah ceket kullandım. O dönem daha bloğum olmadığı için, o günün anısı olarak çekilmiş fotoğraflarım var :) o yüzden ceketle fotoğraf çekilmemişim :) Tekrar aynı kombini giyip çekilmeme sebebimde açıkçası saçlarım...Aynı güzellikte tekrar belki yapılamaz diye, riske girmek istemedim... O yüzden bu fotoğrafları paylaşıyorum :) Hem nostalji de oluyor :))
Saçımın yanını sımsıkı bir balık sırtı ördürterek, sanki kazılmış gibi bir hava verdirdim. Tabi bu saçı feyz aldığım kişi Rihanna :) Maskulen bir kıyafeti feminen kılabilecek en iyi şeylerden biri makyaj, diğeri ise ayakkabı seçimi...Makyajımda bordo ruj kullanarak maskulen havayı çarpıcı kılmaya çalıştım. Diğeri ise ayakkabı seçimi oldu. Aslında bu kombinin altına gangster ayakkabının tam oturacağını bilsemde, içimden bir ses bu zaten "böyle bir kombin için beklenen birşey olur" diyordu. Tam tersi platform açık ayakkabıyla birlikte bakımlı ve ojeli bir ayağın bu kadar sert bir duruşu, bordo ruj ile birlikte tam onikiden vuracağını düşündüm. Bu beklenen değil, ters köşe bir kombin olurdu. Maskulen bir duruşta, feminen detaylar çarpıcı ve dikkat çekici kılıyor kombini...Nitekimde öyle oldu :)
31 Mart 2016 Perşembe
SİİRT USULÜ MUMBAR (BUMBAR) DOLMASI YANİ NAMIDiĞER COKAT :)
Yemek demek, sadece karın doyurmak değil, o yemeği yapanı, o sofra etrafında toplanan insanları sohbet ile birlikte hatırlamak ve anıların canlanması da demek... Bülent amcamdan mumbar dolması (cokat) tarifini tüm ayrıntıları ve videolu anlatımı ile paylaşmadan önce, biraz zamanda yolculuk yapıp, anıları yad etmek istedim.
Yıl 2010 eşim ile flört dönemlerim ve ilk defa sevgilimin akrabalarıyla bir araya geliyorum. İlk kez bu toplu tanışma için sevgilimin amcasının evine gidiyorum. Aysun yengem ve Bülent amcamın evindeyim. Sofrada kitel-fum var ve ben hayatımda ilk kez kitel, kitel-fum, cokat (mumbar dolması) gibi yöresel lezzetlerle tanışıyorum. Babam Bulgaristan, annem Lüleburgazlı yani Bulgaristan göçmeni bir trakyalıyım ben :) Bizde bu yemekler hiç pişmedi. O yüzden ismini hiç bilmediğim bu tatları merak ediyorum.
Zaman hızla aktı ve bu merak beni, bu tatları öğrenmeye itecek kadar cezbetti. Ailede yöresel bu tatları yapanlar eşimin amcası Bülent amcam, eşi Aysun yengem ve kayınvalidem Gülçin annem var. Fakat onlar bu tatları öğrenmeye merak salmasalardı, biz bu lezzetlerle tanışma şansına sahip olamayacaktık. Bu yüzden bu tatları meraklılarıyla paylaşırken, çocuğuma hatta torunlarıma aktarmayı kendime vazife gibi görüyorum :) Tabii zaman ilerlerken, Allah nasip ederde inşallah o günleri görürsek şayet, kendi çocuğum veya torunumun yapıp yapmayacaklarını bilemesemde, onlara bu lezzetleri bizzat yapıp, tattırmanın peşindeyim :)
Bülent amcam ile Aysun yengeme sordum. Nasıl başladı bu mumbar dolması (cokat) yapma işi ? Aslında mumbar dolması diğer ismiyle cokatı yapan Bülent amcamın annesi rahmetli Nefise babaannem. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun inşallah. Bülent amcam ve Aysun yengem rahmetli Nefise babaannemden mumbar dolması yapmayı öğrenmişler. Mumbarı doldurmak zor olduğu için senede ancak 1 kez yapılırmış. Mumbarı doldurmak zor ve zahmetli olunca, kendileri bu duruma güzel bir çözümde bulmuşlar. Pet şişenin ağzını eğimli kesmişler ve mumbarın bir ucuna takarak kolayca doldurmaya başlamışlar. Böylece senede 1 kere pişen mumbar dolması daha fazla pişer olmuş :) Sözü daha fazla uzatmadan mumbar dolması (cokat) tarifini tüm detayları ve videolu anlatımıyla Bülent amcamdan seyirlerinize sunar, kendilerine çok teşekkür ederim :)
SİİRT USULÜ MUMBAR DOLMASI (COKAT)
Malzemeler
Yapılışı
Mumbarlar yıkanır ve yaklaşık 30cm boyunda kesilir. Böylece doldurma işlemi için bu boy daha kolaylık sağlar. Soğanlar, yemeklik soğandan biraz daha küçük doğranır. Maydanozun sapları ayıklanıp, ince ince kıyılır. Pirinçlerde yıkandıktan sonra satır kıyması, soğan, maydanoz, zeytinyağ, tuz ve karabiber bir araya getirilerek harmanlanır. Yalnız bu harmanlama yapılırken çok fazla karıştırmamak gerekiyor. Yoksa pirinçler kırılabiliyor. Hem az karıştırıp, hemde homejen bir dağılım için 1 çay bardağı zeytinyağ kullanılıyor. Bu aynı zamanda kayganlık verdiği için mumbarın kolay dolmasını da sağlıyor. Yoksa mumbarın kendisine has bir yağı mevcut olduğu halde, ekstra yağ kullanımının sebebi bundandır. Mumbar doldurmanın püf noktalarından biri bu. Diğer bir önemli püf noktada mumbarı doldurmayı kolaylaştıran aparat. Bu aparatı yapmak çok kolay :) Küçük su pet şişelerinin ağzını keserek, mumbar doldurma aparatı yapabilirsiniz. Aşağıda resmini de ekliyorum.
İç malzeme hazırlandıktan sonra mumbarı doldurmaya başlamadan önce bir ağzını bağlamak gerekiyor. Bunun için yaklaşık 10cm boyunda ipler kesin. Yaklaşık 30cm boyunda kesmiş olduğunuz mumbarların bir ağzını bu iplerle bağlayın. Bağlı olmayan diğer ağzını kesmiş olduğunuz pet şişenin ağzına geçirin ve harmanlanan malzemeyi mumbara doldurmaya başlayın. Mumbarın içini ne sıkı, nede gevşek şekilde doldurun. Haşlanma esnasında pirinçlerin şişeceğini hesaba katmayı unutmayın. Doldurduktan sonra diğer ağzınıda iple bağlayın. Yarım tencereden biraz fazla miktardaki kaynayan suya 1 yemek kaşığı tuz atın ve karıştırın. Doldurmuş olduğunuz mumbarları yorgan iğnesiyle 6 yerinden delin. Bu delimi yaparken iğneyi batırdığınızda mumbarın diğer tarafından çıkarın. Yine aşağıda resmini paylaşıyorum. Bu da önemli olan diğer bir püf noktaydı. İçinin pişmesi için mumbarlarınların delinmesi çok önemli. Doldurulan ve delinen mumbarları bu suyun içine koyun.
1 saat mumbarları kaynar suda haşladıktan sonra içinden bir tanesini alın ve kesin. İçinin pişmesini kontrol edin. Pişmemişse kontrollu bir şekilde haşlamaya devam edin. Pirinci ve eti pişmişse eğer, mumbarların dışı yani bağırsağına bakılmaksızın alınır. Genelde mumbarlar 1 veya 1,5 saat içinde pişerler. Pişen mumbarlar bir kaba alınır ve üzerine bir örtü örtülür. Biraz bekletilerek dinlendirilir. Sebebi sıcak olan mumbarlar üzeri örtülüyken buharın etkisiyle yumuşarlar. Böylece yerken dişte kolay kesilip, çiğnenir. Bir diğer püf noktada budur. Böylece mumbarın dış yüzeyini lastik gibi hissetmezsiniz ve keyifle yerseniz :)
Tavsiye edilen mumbarların sıcak yenmesidir.
Kalan mumbar dolmalarını daha sonra çırpılmış yumurtaya bulayarak kızartabilirsiniz veya yumurtasız sade olarak kızgın yağda kızartıp tüketebilirsiniz.
Sofranızdan bereket, muhabbet ve sevdikleriniz eksik olmasın. Afiyet olsun :)
Yıl 2010 eşim ile flört dönemlerim ve ilk defa sevgilimin akrabalarıyla bir araya geliyorum. İlk kez bu toplu tanışma için sevgilimin amcasının evine gidiyorum. Aysun yengem ve Bülent amcamın evindeyim. Sofrada kitel-fum var ve ben hayatımda ilk kez kitel, kitel-fum, cokat (mumbar dolması) gibi yöresel lezzetlerle tanışıyorum. Babam Bulgaristan, annem Lüleburgazlı yani Bulgaristan göçmeni bir trakyalıyım ben :) Bizde bu yemekler hiç pişmedi. O yüzden ismini hiç bilmediğim bu tatları merak ediyorum.
Zaman hızla aktı ve bu merak beni, bu tatları öğrenmeye itecek kadar cezbetti. Ailede yöresel bu tatları yapanlar eşimin amcası Bülent amcam, eşi Aysun yengem ve kayınvalidem Gülçin annem var. Fakat onlar bu tatları öğrenmeye merak salmasalardı, biz bu lezzetlerle tanışma şansına sahip olamayacaktık. Bu yüzden bu tatları meraklılarıyla paylaşırken, çocuğuma hatta torunlarıma aktarmayı kendime vazife gibi görüyorum :) Tabii zaman ilerlerken, Allah nasip ederde inşallah o günleri görürsek şayet, kendi çocuğum veya torunumun yapıp yapmayacaklarını bilemesemde, onlara bu lezzetleri bizzat yapıp, tattırmanın peşindeyim :)
Bülent amcam ile Aysun yengeme sordum. Nasıl başladı bu mumbar dolması (cokat) yapma işi ? Aslında mumbar dolması diğer ismiyle cokatı yapan Bülent amcamın annesi rahmetli Nefise babaannem. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun inşallah. Bülent amcam ve Aysun yengem rahmetli Nefise babaannemden mumbar dolması yapmayı öğrenmişler. Mumbarı doldurmak zor olduğu için senede ancak 1 kez yapılırmış. Mumbarı doldurmak zor ve zahmetli olunca, kendileri bu duruma güzel bir çözümde bulmuşlar. Pet şişenin ağzını eğimli kesmişler ve mumbarın bir ucuna takarak kolayca doldurmaya başlamışlar. Böylece senede 1 kere pişen mumbar dolması daha fazla pişer olmuş :) Sözü daha fazla uzatmadan mumbar dolması (cokat) tarifini tüm detayları ve videolu anlatımıyla Bülent amcamdan seyirlerinize sunar, kendilerine çok teşekkür ederim :)
SİİRT USULÜ MUMBAR DOLMASI (COKAT)
Malzemeler
- Mumbar ( Fatih kadınlar pazarından temin edebilirsiniz. 1 bağ satın alırsanız, 1 bağda 2 demet bulunur ve 1 demet aşağıda miktarı belirtilen malzemeler için yeterli gelir.)
- 1 kg kemiksiz kuzu kolundan satır kıyması
- 1 kg baldo pirinç
- 1 demet maydanoz
- 2 orta boy soğan
- 1 çay bardağı zeytinyağı
- Tuz (3 yemek kaşığı koymuş olsakta bu oran tamamen sizin damak tadınıza göre artıp, azalabilir.)
- Karabiber ( 3 yemek kaşığı koyduk. Fakat bu oranı azaltıp, artırmak sizin damak tadınıza kalıyor. Bu yüzden malzemeyi harmanladıktan sonra tadım yaparak, oranı damak zevkinize göre belirlemeniz daha doğru olacaktır.)
Yapılışı
Mumbarlar yıkanır ve yaklaşık 30cm boyunda kesilir. Böylece doldurma işlemi için bu boy daha kolaylık sağlar. Soğanlar, yemeklik soğandan biraz daha küçük doğranır. Maydanozun sapları ayıklanıp, ince ince kıyılır. Pirinçlerde yıkandıktan sonra satır kıyması, soğan, maydanoz, zeytinyağ, tuz ve karabiber bir araya getirilerek harmanlanır. Yalnız bu harmanlama yapılırken çok fazla karıştırmamak gerekiyor. Yoksa pirinçler kırılabiliyor. Hem az karıştırıp, hemde homejen bir dağılım için 1 çay bardağı zeytinyağ kullanılıyor. Bu aynı zamanda kayganlık verdiği için mumbarın kolay dolmasını da sağlıyor. Yoksa mumbarın kendisine has bir yağı mevcut olduğu halde, ekstra yağ kullanımının sebebi bundandır. Mumbar doldurmanın püf noktalarından biri bu. Diğer bir önemli püf noktada mumbarı doldurmayı kolaylaştıran aparat. Bu aparatı yapmak çok kolay :) Küçük su pet şişelerinin ağzını keserek, mumbar doldurma aparatı yapabilirsiniz. Aşağıda resmini de ekliyorum.
İç malzeme hazırlandıktan sonra mumbarı doldurmaya başlamadan önce bir ağzını bağlamak gerekiyor. Bunun için yaklaşık 10cm boyunda ipler kesin. Yaklaşık 30cm boyunda kesmiş olduğunuz mumbarların bir ağzını bu iplerle bağlayın. Bağlı olmayan diğer ağzını kesmiş olduğunuz pet şişenin ağzına geçirin ve harmanlanan malzemeyi mumbara doldurmaya başlayın. Mumbarın içini ne sıkı, nede gevşek şekilde doldurun. Haşlanma esnasında pirinçlerin şişeceğini hesaba katmayı unutmayın. Doldurduktan sonra diğer ağzınıda iple bağlayın. Yarım tencereden biraz fazla miktardaki kaynayan suya 1 yemek kaşığı tuz atın ve karıştırın. Doldurmuş olduğunuz mumbarları yorgan iğnesiyle 6 yerinden delin. Bu delimi yaparken iğneyi batırdığınızda mumbarın diğer tarafından çıkarın. Yine aşağıda resmini paylaşıyorum. Bu da önemli olan diğer bir püf noktaydı. İçinin pişmesi için mumbarlarınların delinmesi çok önemli. Doldurulan ve delinen mumbarları bu suyun içine koyun.
1 saat mumbarları kaynar suda haşladıktan sonra içinden bir tanesini alın ve kesin. İçinin pişmesini kontrol edin. Pişmemişse kontrollu bir şekilde haşlamaya devam edin. Pirinci ve eti pişmişse eğer, mumbarların dışı yani bağırsağına bakılmaksızın alınır. Genelde mumbarlar 1 veya 1,5 saat içinde pişerler. Pişen mumbarlar bir kaba alınır ve üzerine bir örtü örtülür. Biraz bekletilerek dinlendirilir. Sebebi sıcak olan mumbarlar üzeri örtülüyken buharın etkisiyle yumuşarlar. Böylece yerken dişte kolay kesilip, çiğnenir. Bir diğer püf noktada budur. Böylece mumbarın dış yüzeyini lastik gibi hissetmezsiniz ve keyifle yerseniz :)
Tavsiye edilen mumbarların sıcak yenmesidir.
Kalan mumbar dolmalarını daha sonra çırpılmış yumurtaya bulayarak kızartabilirsiniz veya yumurtasız sade olarak kızgın yağda kızartıp tüketebilirsiniz.
Sofranızdan bereket, muhabbet ve sevdikleriniz eksik olmasın. Afiyet olsun :)
23 Mart 2016 Çarşamba
MR. MATHEMATICS CİHANGİR :) (2 YAŞ İKİNCİ DİL ÖĞRENİMİ)
Oğlumla ilgili gözlemlediğim bir tecrübemi aktarmak istedim. 2 yaşından itibaren ikinci dil öğrenimi...Henüz kendi dilini tam anlamıyla konuşamayan çocuğa ikinci dil öğretilebilir mi? Bilimsel olarak okuduğum, araştırdığım bir çok yazıda 3-4 dil birden öğretilebileceğinden bile bahsediyor :) Çünkü 2 yaşından itibaren beyin gelişiminin ikinci bir dil öğrenmede zorlanmadığını ve çocuğun bunları çok rahat ayırtedebildiğinden bahsediliyor. Bunları okumama sebep olanda 2,5 yaşında olan oğlum Cihangir'in son dönemdeki davranışları oldu.
Gün içinde Cihangir youtube kanalıyla çeşitli çizgi filmler izliyor. Bu çizgi filmlerden biriside sayıları öğreten türlerden biriydi. Cihangir ingilizce sayıları sadece ezbere saymadığını 10 rakamını gördüğünde "ten" diye telaffuz ettiğine şahit olunca, biraz bu konunun üstüne düşmeye karar verdik. Eşimle Cihangir'e her fırsatta parmaklarımızla yada oyuncaklarla sayıları ingilizce ve türkçe telaffuz edip gösterdik. Yalnız birşeyi öğretirken öncelik her zaman eğlence ve keyifli vakit geçirmek olduğunu unutmamak gerekiyor. Her çocuk gibi Cihangir de, oyun gibi gördüğü herşeyi çok kolay kapıp, öğreniyor :)
İkinci dil öğrenirken ana dilde olduğu gibi önce kelimeler, sonra basit kısa cümlelerle devam etmek gerekiyor...Biz sayılarla başladık. Daha doğrusu Cihangir kendisi başladı :) Bizde bunu devam ettirmeye karar verdik. Cihangir'in sayıları tanıyıp, ingilizce söylediği videoyuda seyirlerinize sunarım. Herkese bebekleri ile birlikte keyifli, eğlenceli ve bol oyunlu günler dilerim :)
Gün içinde Cihangir youtube kanalıyla çeşitli çizgi filmler izliyor. Bu çizgi filmlerden biriside sayıları öğreten türlerden biriydi. Cihangir ingilizce sayıları sadece ezbere saymadığını 10 rakamını gördüğünde "ten" diye telaffuz ettiğine şahit olunca, biraz bu konunun üstüne düşmeye karar verdik. Eşimle Cihangir'e her fırsatta parmaklarımızla yada oyuncaklarla sayıları ingilizce ve türkçe telaffuz edip gösterdik. Yalnız birşeyi öğretirken öncelik her zaman eğlence ve keyifli vakit geçirmek olduğunu unutmamak gerekiyor. Her çocuk gibi Cihangir de, oyun gibi gördüğü herşeyi çok kolay kapıp, öğreniyor :)
İkinci dil öğrenirken ana dilde olduğu gibi önce kelimeler, sonra basit kısa cümlelerle devam etmek gerekiyor...Biz sayılarla başladık. Daha doğrusu Cihangir kendisi başladı :) Bizde bunu devam ettirmeye karar verdik. Cihangir'in sayıları tanıyıp, ingilizce söylediği videoyuda seyirlerinize sunarım. Herkese bebekleri ile birlikte keyifli, eğlenceli ve bol oyunlu günler dilerim :)
12 Mart 2016 Cumartesi
PCO SHEEP PLACENTA WHITENING MASK ( PCO KOYUN PLASENTA MASKESİ )
Her yaşın ayrı bir güzelliği var desemde, zamanın çizgilerini yüzümde daha geç görmek istediğimde bir gerçek :)
Bu yüzden cilt bakımıma özen gösteririm. Sabah akşam nemlendiricimi sürerim. Sabun yerine kompakt bar kullanırım. Kullandığım kompakt barı daha önce paylaşmıştım. Okumak isterseniz buraya TIK TIK :)
Konuya geri dönersek, maskeler cilt bakımında çok severek kullandığım ürünlerin başında gelir. PCO koyun plasenta maskesini okuduğumda merak etmiştim. Çünkü vaat ettikleri bir çok kadının kurtulmak istediği cilt sorunlarına çözüm getiriyordu. İlk fırsatta alıp, denedim. Vaatleri arasında;
Özellikle anlık bakımlarda gerçekten ciltteki yorgun ve solgun görüntüyü hafifletip, cilde nem veriyor. İlk kullanımda fark ettiğim yüzümde daha aydınlık bir görüntüye sahip olduğum. Sıkılaşma ve kırışıklık için şimdilik birşey söyleyemiyorum. Çünkü cildim de bu sorunlar yok. Umarım uzun bir süre de olmaz :) Ama bu tip problemler için düzenli ve uzun bir süre kullanmak gerekiyor...
Maskenin görüntüsü; gazlı beze benzer bir bez ile bol sıvı içeren oldukça ıslak bir maske. Kullanımına gelince ben gece duştan sonra kullanmayı daha uygun buluyorum. Maskeyi yüzünüze yerleştirip 20 dakika bekletip maskeyi çıkartın. Açtığınız paketin içinde kalan tüm sıvıyı da boynunuza ve dekolte bölgenize sürün. Bu şekilde cildinizde en az 6 saat kalmalı ve yıkanmamalı. Uygulama sırasında da güneş ışınlarına maruz kalınmaması gerekiyor. O yüzden gece bu maskeyi yapıp uyumak ve sabah duş almak en doğrusu...Ben öyle yaptım :)
Bu arada bu maskeyi satın almadan önce hayvanlara herhangi bir zararı var mı diye baktım. Koyunlar doğum sırasında yavru ile birlikte plasentayı attıklarını, bu yüzden plasentanın atıl durumda olduğunu ve hayvanlara herhangi bir zararı olmadığını okudum.
Peki neden plasenta derseniz ona da baktım :) Plasenta yoğun protein, vitamin, yağ, su ve vitamin içerdiğinden cildin KISA SÜREDE nemlenmesi, yenilenmesini ve beslenmesini sağlıyor.
Ayrıca maske koyun plasentasından olduğu için, kokusu kötü mü diye düşünülebilir. Kesinlikle kötü kokmuyor. Hafif, hoş bir kokusu var.
Herkese sağlıklı, bakımlı ve keyifli günler dilerim :)
Bu yüzden cilt bakımıma özen gösteririm. Sabah akşam nemlendiricimi sürerim. Sabun yerine kompakt bar kullanırım. Kullandığım kompakt barı daha önce paylaşmıştım. Okumak isterseniz buraya TIK TIK :)
Konuya geri dönersek, maskeler cilt bakımında çok severek kullandığım ürünlerin başında gelir. PCO koyun plasenta maskesini okuduğumda merak etmiştim. Çünkü vaat ettikleri bir çok kadının kurtulmak istediği cilt sorunlarına çözüm getiriyordu. İlk fırsatta alıp, denedim. Vaatleri arasında;
- İnce çizgi ve kırışıkların görünümünü azaltır ve oluşumunu geciktirir.
- Yüz ovalinin sıkılaşmasına yardımcı olur.
- Cilde duru ve parlak bir görünüm verir.
- Anlık bakımlarda ciltteki yorgun ve renksiz görüntüyü arınmış ve canlı duruma getirir.
Özellikle anlık bakımlarda gerçekten ciltteki yorgun ve solgun görüntüyü hafifletip, cilde nem veriyor. İlk kullanımda fark ettiğim yüzümde daha aydınlık bir görüntüye sahip olduğum. Sıkılaşma ve kırışıklık için şimdilik birşey söyleyemiyorum. Çünkü cildim de bu sorunlar yok. Umarım uzun bir süre de olmaz :) Ama bu tip problemler için düzenli ve uzun bir süre kullanmak gerekiyor...
Maskenin görüntüsü; gazlı beze benzer bir bez ile bol sıvı içeren oldukça ıslak bir maske. Kullanımına gelince ben gece duştan sonra kullanmayı daha uygun buluyorum. Maskeyi yüzünüze yerleştirip 20 dakika bekletip maskeyi çıkartın. Açtığınız paketin içinde kalan tüm sıvıyı da boynunuza ve dekolte bölgenize sürün. Bu şekilde cildinizde en az 6 saat kalmalı ve yıkanmamalı. Uygulama sırasında da güneş ışınlarına maruz kalınmaması gerekiyor. O yüzden gece bu maskeyi yapıp uyumak ve sabah duş almak en doğrusu...Ben öyle yaptım :)
Peki neden plasenta derseniz ona da baktım :) Plasenta yoğun protein, vitamin, yağ, su ve vitamin içerdiğinden cildin KISA SÜREDE nemlenmesi, yenilenmesini ve beslenmesini sağlıyor.
Ayrıca maske koyun plasentasından olduğu için, kokusu kötü mü diye düşünülebilir. Kesinlikle kötü kokmuyor. Hafif, hoş bir kokusu var.
Herkese sağlıklı, bakımlı ve keyifli günler dilerim :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








































